KİŞİLER

joseph Stalin Kimdir?

Özet
  • Doğum tarihi: 18 Aralık 1878, Gori, Gürcistan
  • Ölüm tarihi ve yeri: 5 Mart 1953, Kuntsevo'daki Daça
  • Hizmet yılları: 1943-1953
  • Defnedildiği yer: Kremlin Duvarı Mezarlığı, Moskova
  • Çocuklar: Vasili Stalin, Svetlana Alliluyeva, Yakov Cugaşvili, Artyom Sergeyev

Asıl adı Losif Vassarionovich Dzugashvili olan Stalin, uzun yıllar boyu Sovyetler Birliği’nin diktatörüydü. Kafkasya’da; Gürcistan’ın Gori kasabasında 1879 yılında doğru. Ana dili, sonradan öğrendiği ve hep duyulur bir Gürcü aksanıyla konuştuğu Rusça’ya hiç benzemeyen Gürcüceydi.

Stalin yoksulluk içinde büyüdü. Çok içen ve oğlunu acımasızca döven ayakkabı tamircisi babası, İosif on bir yaşındayken öldü. Gençlik çağlarında Gari’de bir kilise okuluna devam etti; ergenlik döneminde Tiflis;’te bir teoloji seminerine katıldıysa da 1899 yılında yıkıcı fikirleri yaydığı gerekçesiyle buradan ihraç edildi. Marksist yeraltı hareketine katıldı ve 1903’te parti bölündüğünde, Bolşevik kanadında yer aldı. 1917’ye uzanan yıllarda etkin bir parti üyesiydi ve en az altı kere tutuklanmıştı. (Ancak aldığı cezalar genellikle hafifti ve bir çok defa kaçmayı başardığı da düşünüldüğünde, o dönemde bir süre çift taraflı ajanmlık yapmış olması muhtemeldir.) Kendisine oldukça yakışan “Stalin” (çelik adam) takma adını alması bu döneme rastlar.

Stalin aslında 1917’deki Komünist devriminde önemli bir rol oynamadı. Ancak sonra gelen iki yıl boyunca çok etkilendi ve 1922 yılında Komünist Parti Genel Sekreteri oldu. Bu konum O’nun parti yönetiminde büyük nüfuz sahibi olmasını sağladı ve Lenin’in ölümünden sonra ortaya çıkan erk kavgasında gösterdiği başarının belli başlı etkeni oldu.

Lenin’in kendisine Troçk’yi hedef seçmiş olduğu aşikardı. Hatta siyasi vasiyetinde Stalin’in fazlasıyla katı olduğunu ve Genel Sekreterlik görevinden alınması gerektiğini bile ifade etmişti. Ancak, Lenin’in 1924 yılının başlarında ölümünden sonra Stalin, bu vasiyeti hasıraltı ettirmeyi başardı. DAhası, Politbüro’nunönemli iki üyesi Lev Kamenev ve Grigori Zinoviev ile güçbirliği yaprak bir troyka ya da triumvirlik oluşturdu. Onlarla birlikte Troçki ve yandaşlarını yenilgiye uğratmayı başardı. Parti içi mücadele konusunda bir deha olan Stalin daha sonra oklarını Zinoviev ve Kamenev’e çevirerek onları yenilgiye uğrattı. Erk savaşında sol kanat muhafeleti yani Troçki, Kamenev, Zinoviev ve yandaşların yenen Stalin, bu kişilerin öne sürdüğü belli başlı siyasi düşüncelerden bazılarını kendisine mal etti. Üzerinden fazla zaman geçmeden de Komünist partinin sağ kanadındaki liderlere eski müttefiklerine yönelerek onları da yendi. 1930’lara gelindiğinde Sovyetler Birliği’nn tek diktatörü olmuştu.

Stalin bu güçlü konumdayken, 1934 yılında bir dizi kökten siyasi tasfiye hareketine girişti. Bu tasfiyeleri başlatan görünürdeki sebep, Stalin’in danışmanlarından olam yüksek rütbeli bir Komünist Partisi üyesinin; Sergei Kirov’un 1 Aralık 1934’te suikast sonucu öldürülmesiydi. Ancak; Kirov’un öldürülmesini, kısmen O’ndan kurtulmak için, ama daha çok da yapılacak siyasi tasviyelere kılıf hazırlamak amacıyla, bizzat Stalin’in emretmiş olması muhtemel görünmektedir.

Bu başlangıcı izleyen birkaç yıl içinde 1917 devriminde Lenin ile çalışmış olan Komünist Parti liderlerinin büyük bir bölümü, Stalin tarafından vatana ihanetle suçlanarak, idam edildi. Çoğu halk mahkemelerinde suçlarını itiraf ettiler. Bu, Thamas Jefferson’un başkanlık makamındayken, Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasa’nın altında imzası bulunanları tutuklatıp vatana ihanetle suçlaması ve halk mahkemelerinde suçlarını itiraf ettikten sonra idam ettirmesi gibi bir birşeydi. 1938 yılında, önce tasfiyeleri yöneten Genrikh Yagoda da yargılandı, vatana ihanet suçunu itiraf etti ve gerektiği şekilde, idam edildi. Arkasınan aynı makama getirilen Nicolai Nezhov da benzer yolla tasfiye edildi.

1930’ların ortalarında gelişen tasfiye hareketi Komünist parti ve Sovyet ordusuna kadar yayıldı. Hareketler komüniszm aleyhtarlarına ya da karşı devrimcilere değil, (Bunların çoğu Lenin döneminde sindirilmişti.) daha çok Komünist Partinin kendisine yönelikti. Stalin Komünistleri öldürmekle Çarlık Rusyası polislerinden kat kat başarılıydı. Örneğin 1934’teki Parti kongresinde seçimle iş başına gelmiş olan Merkez komitesi üyelerinin üçte ikisinden fazlası da sonra tasfiye hareketleri sonucu öldürülmüştü. Bundan da anlaşılıyor ki, Stalin’in ana hedefi ülkede herhangi bir bağımsız erk oluşumunu yasak haline getirmekti.

Stalin’in gizli polisi acımasızca kullanışı, keyfi tutuklama ve idam kararları, hükümranlığına en ufak bir eleştiride bulunanları bile hapse ve çalışma kamplarına göndermesi toplumu korkutarak zaman için sindirmeyi başardı. 1930’ların sonlarında, toplum hayatını her müdahele eden ve kişisel özgürlüklerin olmadığı bir devlet yapısı kurarak , modern zamanların belki de en totaliter diktatörlüğünü yarattı.

Stalin’in geliştirdiği ekonomik politikalar arasında tarımın kolektif hale getirilmesi de vardı. Bu politika toprakla uğraşanlar arasında büyük bir hoşnutsuzluk yaratmış ve direnişle karşılaşmıştı. Ancak 1930’ların başlarında milyonlarca toprak çalışanı ya öldürüldü ya da açlıktan ölmeye mahkum edildi ve politika sonunda geçerlilik kazandı.

Stalin’in dayattığı bir diğer politika da Sovyetler Birliği’nin hızla sanayileşmesiydi. Bu hedefe, Sovyetler Birliği dışında birçok ülke tarafından taklit edilen bir dizi “beş yıllık” planla kısmen ulaşıldı.

İyi işlemeyen çeşitli yönlerine rağmen Stalin’in endüstrileşme programı kısa vadede bir başarıydı. İkinci dünya savaşı sırasında verdiği muazzam maddi kayıplara karşın Sovyetler Birliği bu savaştan dünyanın ikinci büyük sınai gücü olarak çıktı. (Uzun vadede ise Stalin’in geliştirdiği tarımsal ve endüstriyel politikalar Sovyet ekonomisini ağır zarara uğrattı.)

Ağustos 1939’da Hitler ve Stalin meşhur saldırmazlık paktlarını imzaladılar. İki hafta içinde Polonya’yı Hitler batıdan işgal etti, birkaç hafta sonra da Sovyetler Birliği doğudan başlattığı istila ile ülkenin doğu yarısını zapt etti. O yıl içinde Sovyetler Birliği bağımsız Letonya, Litvanya ve Estonya devletlerini silahlı işgalle tehdit etti. Bu ülkelerin her üçü de savaşmadan teslim oldular ve zaman içinde S.S.C.B. tarafından ilhak edildiler. Benzer şekilde Romanya’nın da bir bölümü güç kullanma tehdidiyle ilhak edildi. Finlandiya tehditlere boyun eğmeyi reddetti ancak, Rus işgali Fin topraklarının zapt edilmesiyle sonuçlandı. İlhaklar için gösterilen bahane, Sovyetler Birliği’nin bu topraklara Nazi Almanya’nın olası bir saldırısına karşı savunma yapabilmek için gereksinimi olduğuydu. Ancak savaş Almanya’nın kesin yenilgisiyle sonuçlanmasından sonra da Stalin işgal edilen topraklar üzerinde kurduğu denetimden vazgeçmeye yanaşmadı. (II. Dünya Savaşı sırasında Kızıl Ordu ile Nazilerin karşı karşıya geldiği Stalingrad Savaşı birçok kaybın verilmesine neden oldu ancak Kızıl Ordu, Hitler’e karşı mücadeleyi kazandı.)

Yugoslavya’ da da bir Marksist devlet ortaya çıktı ancak bu ülkede Rus askerleri bulunmadığından Yugoslavya, Rus uydusu olmadı. Doğu Avrupa’ daki diğer komünist ülkelerin Yugoslavya’yı örnek almalarını engellemek için Stalin doğu Avrupa’nın uydu devletlerinde tasfiye hareketlerine başladı.

Ocak 1953’te Sovyet hükümeti, bir grup doktorun yüksek rütbeli devlet adamlarını öldürmek üzere bir komplo hazırlamış olmaları nedeniyle tutuklandıklarını ilan etti. Bu da Stalin’in planladığı tasfiye hareketlerinden biri gibi görünüyordu.

Ancak, yetmiş üç yaşındaki diktatör 5 Mart 1953’te Moskova’daki Kremlin sarayında öldü. Stalin ölünce yerine geçen Nikita Kuruşçev, Stalin’i düşman olarak îlân etti. Marksçı-Leninci görüşlerin yeniden komünizmin temel doktrini hâline gelmesini istedi. Stalin ismiyle başlayan şehirlerin isimleri dahi değiştirildi. Para, pul ve resmi dairelerden Stalin’in resmi ve büstleri kaldırıldı. Mezarı dahi açılıp Kremlin’in duvarı dışına taşındı. Bugün ise bir zamanlar yönettiği topraklarda genelde bir tiran kabul edilip nefret uyandırmaktadır.

Stalin’in aile hayatı pek başarılı sayılmazdı. 1904’te evlendi ama karısı üç yıl sonra veremden öldü. Tek çocukları Jacob II. Dünya Savaşı’nda Almanlara esir düştü. Almanlar O’nu kendi esirleriyle değiş tokuş yapmayı önerdilerse de Stalin bu teklifi geri çevirdi ve Jacob bir Alman esir kampında öldü. 19l9’da Stalin ikinci defa evlendi. İkinci karısı 1932’de, resmi kaynaklara bakılırsa, intihar etti. Ama O’nu Stalin’in öldürdüğü ya da öldürttüğü söylentileri de vardır. İkinci evlilikten iki çocuğu vardı. Oğlu Sovyet hava kuvvetlerinde subaydı, alkolik oldu. 1962’de öldü. Stalin’in kızı Svetlana, Sovyetler Birliği’nden ayrılarak 1967’de Birleşik Devletler vatandaşı oldu.

Stalin’in kişiliğinin en belirgin özelliği tam anlamıyla merhametsiz olmasıydı. Duyarlılık veya acıma duygusu sanki yakınına bile uğramamıştı. Aynı zamanda neredeyse paranoyaklık derecesinde kuşkucuydu. Tüm bunlara karşın son derece de yetenekli bir adamdı: Enerjik, kararlı, zekiydi; kolay kolay rastlanamayacak kadar güçlü bir belleğe sahipti.

Stalin, Sovyetler Birliği’nin yaklaşık çeyrek yüzyıllık diktatörü olarak birçok hayat üzerinde büyük etki yapmıştır. Stalin belki de tarihin en önde gelen diktatörüdür. Yaşadığı süre içinde milyonlarca insanı ya ölüme, ya -zorla- çalışma kamplarına göndermiş ya da açlıktan ölmelerini sağlamıştı. Yaptığı tasfiye hareketleri sonucunda kaç kişinin öldüğünün tam olarak bilinmesi mümkün değildir; ama, otuz milyon civarında olduğu sanılmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu